28/3/2009 - unuttuk ey Rabbimiz; bağışla bizi...
Unuttuk ey Rabbimiz; Bağışla bizi
Unuttuk ey Rabbimiz! Er–Rahman: “Ezelde bütün yaratılmışlar hakkında hayır ve rahmet irade buyuran bütün mahlukata sayısız nimetler veren” Er–Rahim: “Pek ziyade merhamet edici verdiği nimetleri iyi kullananları daha büyük ve ebedî nimetler vermek suretiyle mükafatlandırıcı” El–Melik: “Bütün kainatın sahibi ve mutlak surette hükümdarı” El–Kuddûs: “Hatadan gafletten acziyetten ve her türlü eksiklikten çok uzak pek temiz” El–Mü’min: “Gönüllerde iman ışığı uyandıran kendine sığınanlara aman verip onları koruyan rahatlandıran” El–Azîz: “Mağlup edilmesi mümkün olmayan” El–Khalik: “Her şeyin varlığını ve varlığı boyunca geçireceği halleri hadiseleri tayin ve tespit eden ona göre yaradan yoktan var eden” El–Kahhar: “Her şeye her istediğini yapacak surette galip ve hakim” El–Vahhâb: “Çeşit çeşit nimetleri hep bağışlayıp duran” Er–Rezzâk: “Yaratılmışlara faydalanacakları şeyleri ihsan eden” El–Fettâh: Her türlü müşkülleri aşan ve kolaylaştıran” El–Alîm: “Her şeyi çok iyi bilen” El–Kâbid: “Sıkan daraltan” El–Bâsıt: “Açan genişleten” El–Hafıd: “Alçaltan” Er–Rafi’: “Yükselten” El–Muiz: “İzzet veren ağırlayan” El–Müzil: “Zillete düşüren hor ve hakir eden” Es–Semî’: “İyi işiten” El–Basîr: “İyi gören” El–Hakem: “Hükmeden hakkı yerine getiren” El–Adl: “Çok adaletli” El–Latîf: “En ince işlerin bütün inceliklerini bilen ince ve sezilmez yollardan kullarına çeşitli faydalar ulaştıran” El–Habir: “Her şeyin iç yüzünden gizli tarafından haberdar” El–Azîm: “Pek azametli” El–Ğafûr: “Mağfireti çok” Eş–Şekûr: “Kendi rızası için yapılan iyi işleri daha fazlasıyla karşılayan” El–Aliy: “Pek yüksek” El–Kebir: “Pek büyük” El–Hafîz: “Yapılan işleri bütün tafsilatiyle tutan her şeyi belli vaktine kadar afat ve beladan saklayan” El–Mukît: “Her yaratılmışın azığını veren” El–Hasib: “Muhasip: Herkesin hayatı boyunca yapıp ettiklerinin bütün tafsilat ve teferruatıyla hesabını iyi bilen” El–Celîl: “Celal ve ululuk sahibi” El–Kerîm: “Keremi bol” Er–Rakîb: “Bütün varlık üzerinde gözcü bütün işler murakabesi altında bulunan” El–Mucîb: “Kendine yalvaranların isteklerini veren” El–Vasî’: “Geniş ve musaadekar” El–Hakîm: “Emirleri ve bütün işleri hikmetli” ...ve daha bir çok “Esmâü’l Hüsnâ/güzel isimlerini” o isimlerin sahibi olduğunu unuttuk yani seni unuttuk ey Rabbim! Bağışla bizi. ...Ve bizi “unutma!” “Münafıkların erkekleri ve kadınları birbirlerinin tıpkıdırlar. Kötülüğü emrederler iyiliği yasaklarlar. Ellerini sıkı tutarlar (hayır yapmazlar). Onlar Allah’ı unuttular; Allah da onları unuttu. Doğrusu münafıklar fâsıkların ta kendileridir” (Tevbe 9/67). “Ve o kimseler gibi olmayın ki Allah’ı unutmuşlar hem (Allah) da onlara kendilerini unutturmuştur. İşte bunlar fâsıkların ta kendileridir” (Haşr 59/19). “Onlara “siz bu gününüze kavuşacağınızı unuttuysanız biz de bugün sizi unutacağız. Sizin yeriniz ateştir ve size yardımcılardan hiç kimse yoktur. Bunun sebebi şu; Çünkü siz Allah’ın ayetlerini eğlenceye aldınız ve sizi dünya hayatı aldattı (denilecektir)” (Casiye 45/34–35).
Ve...“Ey Rabbimiz! Eğer unuttuk veya hata ettikse bizi muaheze etme” (Bakara 2/286). Amin!
|
|
Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
31/12/2008 - Allahım sana en güzel göründüğüm anda al canımı...

Allah ım ne olur sana en güzel göründüğüm anda al canımı
İki tesbih boncuğu arasında bir kalp kaç kez çarpar, sayamıyorum. “İkrar”ın sukutu oluyor suskunluğum. Az ve öz olan bir anlayışla ve kıbleye doğru bir bakışla Seni anıyorum. Andıkça çoğalıyor anlamların. Adın ki sonsuzluk.. Adın ki ahd ve vefa…
Evimdir dediğin kalbimin en naif köşesine bırakıveriyorum ismini. Harfler ruhuma dokunuyor. Bir su damlasını doldurmayacak büyüklükteki küçüklüğümü hissediyorum. Devasa bir huzur yanağımdan süzülüyor. Ellerim Sana doğru uzanıyor: “Sevgine talibim” diyorum; affına ve rızana… cevabını duymuyorum ama duyduğunu biliyorum. Eğer ki adın “en gizli sesleri işiten” olmasa, nasıl bilirim bana “buyur” dediğini. “O adı günde yetmiş kez anın” diye buyuruluyor. Ve biliyorum ki kalp kapağı dakikada yetmiş kez açılıp kapanıyor. Sen, kimsenin göğsüne iki kalp koymamışken ve kalpleri ancak Sen değiştirebilirken kalbimin dik durmasını istiyorum Senden. Bir muska gibi takıyorum ruhuma adını. Adın ki “gizliyi bilen, sırları gizleyen…” “Neden O var?” dediğimde her şey canlanıveriyor? Hayat adın geçince niçin allı morlu renklere bürünüyor? Nasıl oluyor da Sen gelince aklıma,omzumdaki ağırlık azalıp ruhumda bir şölen başlıyor? “O, onsuz olmayandır.” diyen filozofa kulak verince, gözlerim neden böyle doluyor? Sen ki “hiçbir şey kendisine denk olmayansın” Sen ki “yüceliğinde yakın, yakınlığında güzel” olansın. Ben yer ile gök arasında, ümit ile korkunun ortasında, düştüğüm kayaya tekrar tırmanmak istiyorum. Sorduğun suale “bela” dediğim günden bu yana, ismine sığan meale kulak veriyorum. Hayattan uzaklaşıp, gerçeğe yaklaşırken, va’dedilen günü bekliyor, ömrün gelip geçiciliğine tebessümler gönderiyorum.
Ne olur Sana en güzel göründüğüm an, al beni yanına. Aşk susturduğu oranda büyür, büyüdüğü oranda sustururmuş. Susuyor, Seni dinliyorum. Adın için yaşıyorum. Adın ki bir emanet dilimde. Adın ki, eksilmeyen tek kelime…! Allah'ım ne olur sana en güzel göründüğüm anda al canımı..amin
|
|
Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
31/12/2008 - yeni yıl...
YENI YILMIŞ..
yeni yılmış yarın...1 ocak 2009...herkes yarın karşılaştığı insanlara,telefonu açtığında ilk söyleyecekleri söz:i yi seneler,mutlu seneler...yeni yılı kimler kutluyor yada yeni yıl dedikleri şey nedir? bizler için eski seneyi uğurlamak,yeni seneye merhaba demek..hristiyan alemi için ise hz isanın doğumu.yani onların diline göre noel. şimdi düşünüyorum da neden hristiyan alemi müslümanların bayramlarını böylesi bir coşkuyla kutlamıyorda,bizler müslüman alemi,değerlerini yitirmiş bir toplum olarak,taşkınlıklara varacak derecede kutluyoruz.
1 ocak 2009 mekkenin fethi. soruyorum şimdi kimin haberi var bundan. kaç kişinin. bir elin parmakları kadarız biliyorum. hani diyor ya güzeller güzeli.öyle bir zaman gelecek ki,imanlı kişi imanını elinde bir kor gibi taşıyacak.işte o zaman bu zaman.elimizde bizi yakan bir korla dolaşıyoruz.içimiz dışımız yanıyor ama elimizden birşey gelmiyor.
Müslümanın kurban bayramı katliam olarak görülüyor ama noelde kesilen,içki masalarının vazgeçilmezi olan zavallı hindi katliamına kimsenin sesi çıkmıyor.ki kurban bayramının amacı belli.fakirin bayramı.noel,yeni yıl gafilin bayramı... her gün yanan bir ülke var uzaklarda.filistin.bugün dinledim haberlerde filistinli hacılar ülkelerine gelince israil kurşunlarıyla karşılanmışlar.orda yürekler yanıyor,burda gafil müslümanlar yeni yıl kutluyor.yazık bizlere.eğer bu yılda filistine gelmiyecekse barış,eğer bu yılda filistin filistin olamayacaksa varsın mutsuz olsun bu yıl da.orda bir çocuk ağlarken,bir anne,bir baba kan akıtırken her gün yüreğine,her gün bir filistinli genç,çocuk düşerken toprağa şimdi saatler on ikiyi vururken yeni yılı karşılarken varsın mutsuz gelsin bu senede. güzeller güzelininin dediği gibi:müslümanlar bir beden gibidir.neresine bir iğne batsa bütün beden acır.bütün bedenim acıyor bir filistinli düşerken toprağa.
filistinde taş atmak ibadettir.yüreği taştan da taş kesilmiş israilli askerlere,yüreği yumaşacık,elleri yumuşacık filistinli çocukların attığı her taş ibadettir.Allah her gününüzü yepyeni umutlarla doldursun filistinli kardeşlerim. VE MEKKENİN FETHİ KUTLU OLSUN... VE BİR GÜN İNŞALLAH FİLİSTİNİN ZAFERİNİ DE KUTLARIZ..
|
|
Yorum (6) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
2/9/2008 -
Ey oruç! Tut beni

“Bir kez gönül yıktın ise / o kıldığın namaz değil” der ya Yunus Emre; Ramazan ayının ve Oruç ibadetinin bize önerdiği şey de tam olarak budur bana kalırsa: Gönül yıkmamak. Böylelikle tuttuğumuz “şey”in oruç olmasını sağlamak. Orucun¸ kişiye öğretmesi gereken en önemli unsurlar “tahammül”¸ “sabır” ve “yoksunluğa alışma” kavramlarıdır. Biz¸ sahurdan iftara yemekten¸ içmekten ve cinsellikten uzak durarak tahammül etmeyi¸ sabretmeyi ve yokluğa-yoksunluğa alışmayı öğreniriz/öğrenmeliyiz. Kurban ibadetini tanımlayan ayetlerden birinde “kestiğiniz kurbanların ne etleri ne de kanları Allah’a ulaşacak değildir. Allah’a ancak takvanız ulaşır” denilmektedir. Yukarıdaki ayetin evrensel mesajı¸ sadece kurban için değil¸ tüm ibadetler için geçerlidir. Verdiğimiz sadakanın banknotları değil¸ sadaka verdiğimiz için ortaya çıkacak iyilik ilgilendirmektedir Alemlerin Rabbini. Oruçta da öyledir. Aslolan aç kalmak değil¸ aç kalarak öğrenilecek kavramlardır. Meseleyi şuradan devam ettirmek istiyorum. Her Ramazan’da¸ özellikle büyük şehirlerde yaşanan bir sosyolojik durum var. Bu sosyolojik durumu¸ aslında Ramazanla pek ilgisi olmayacağını düşündüğümüz (bu da Türkiye’deki bir algı sorunundan kaynaklanıyor elbette; ama bambaşka bir yazı konusu olduğundan geçiyorum) bir mizah dergisindeki küçücük bir köşe¸ harika özetliyor. Leman dergisinde Mehmet Çağça𸠓11 Ayın Sultanı¸ Hoşgeldin Ramazan” diyerek Ramazan’ı selamladıktan sonra “İyi İnsan Kimdir” diye soruyor ve şöyle cevaplandırıyor: “Ramazan geldiğinde içki içmeyen¸ kavga etmeyen¸ oruçluyum diye kibirlenip sinirlenmeyen¸ iftar çadırlarında beleş diye tabaklardan kule yapmayan¸ trafikte iftara yetişeceğim diye kendini Kimi Raikonen sanmayan¸ taksici esnafına bol bahşiş veren.” Etrafınıza bakın. Oruç tuttuğu halde orucun gerektirdiği üst düzey sabrı göstermeyen pek çok insanla karşılaşacaksınız. Tahammülsüzlükleri ve sabırsızlıkları için sığınacak mazeretleri ise zaten hazır: “Oruçluyum.” Yani¸ tahammülü ve sabrı öğreneceğimiz ibadet için bizatihi o ibadeti mazeret gösteriyoruz. Olmuyor. Halbuki¸ Resulullah (s.a.v)¸ “biri Ramazan’da size bulaşırsa siz ‘oruçluyum¸ oruçluyum’ deyiniz” buyuruyor. Yani¸ bırakın birine bulaşmayı¸ oruçluyken biri bize bulaşsa bile tahammül göstermek durumundayız. Evet¸ özellikle büyük şehirlerde iftara eve ulaşmak için çabalarken felaket bir trafikle karşı karşıya kalıyoruz. Doğru. Hem çalışıp hem oruç tutarken zorlanıyoruz. Bu da doğru. Oruçsuzken gayet normal tepkiler verdiğimiz durumlara oruçlu iken aşırı tepki verebiliyoruz. Burası da doğru. Ancak¸ orucun insana sağlaması gereken “sabır” duygusunu asla gözden çıkarmamamız gerekiyor bu durumlarda. Trafikte¸ önümüzdeki araba birdenbire durabilir. Olsun. Oruçluyuz. Sabır edeceğiz. Ofiste¸ amiriniz sizi haşlayabilir. Olsun¸ tahammül göstereceğiz. Sokakta biri¸ sizin gözünüzde tüten; akşam olsa da bir tane yaksam diye içinizden geçirdiğiniz sigarayı yüzünüze üfleyebilir bilmeden. Olsun¸ yokluğa alışacağız. Yeri gelmişken bir çıkma daha yapalım. Elbette oruç¸ bir “katlanma” biçimidir ve iftar da orucun mükafatıdır. Ve elbette iftar sofralarımıza¸ her zamanki sofralarımızdan daha çok özen göstermemiz normaldir. Ancak burada çok önemli iki kavram girer devreye: “İsraf etmemek” ve “başkalarıyla paylaşmak.” Biz¸ evimizde en güzel yemekleri yerken; hatta yemekten artanları çöpe dökerken hemen yanı başımızda bir Ramazan pidesi alamayan insanların olduğunu/olabileceğini bir an olsun aklımızdan çıkarmamamız gerekiyor. Bu mübarek ay¸ bize ve bütün inananlara hayır getirsin. Sabrı¸ tahammülü¸ yokluğa alışmayı¸ israf etmemeyi ve başkalarıyla paylaşma duygusunu öğretsin __________________
|
|
Yorum (2) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
|
Hakkımda
KategorilerSitene Ekle
Kategori yok
Arkadaşlarım

|